SON DAKİKA : 12:55: Okurlarımızın Dikkatine-Artık sitemizdeki haberlere ve köşe yazılarına yorum yapabilirsiniz...      
KATEGORİLER
E-Bülten

 

Anket

Yeni sitemizi beğendiniz mi?


Oy Ver


Döviz


Hava Durumu

ADANA ADANA ADANA
Üç Günlük Hava Tahmini
ADANA

Reklam Alanı








İstatistikler


Darbe...
Darbe...

 

Anlaşıldı...

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “geleneksel iç tehdit algılaması” değişmedikçe, biz daha çok, “Balyoz Harekatı dosyaları” okuyacağız ve ordunun işbaşındaki kurmayları, daha çok, emekli de olsa silah arkadaşlarının yarattıkları kaotik ortamları kamuoyu nezdinde hafifletebilmek için çaba gösterecekler...

Açık olan bir gerçek var: Türk Silahlı Kuvvetleri, Hilmi Özkök-Yaşar Büyükanıt-İlker Başbuğ çizgisinde, dünyaya ve ülkeye, “Avrupalı ordu” görüntüsü verdi. Ama ortaya atılan iddialar, karargahların, ne yazık ki, “riskli işler” peşinde olduklarını işaret ediyor.

Özkök...Büyükanıt...Başbuğ...

İlerleyen zamanlarda, tarih, büyük olasılıkla bu üç komutanı, ülke demokrasisinin ağır tehdit altına girdiği dönemlerde sağduyu ile hareket ederek memleket açısından tamir edilemez sonuçların doğmasını engelleyen insanlar olarak tanımlayacaktır.

Çünkü...Bir “tatbikat” olarak dahi, “düşünülmüş olanlar” korkunçtur...

Tehdit algılaması önemli...

Daha önce de yeri geldiğinde ısrarla, altını çizerek yazdım,bir kez daha vurguluyorum: Bir orduyu tehdit algılaması şekillendirir...

Mesela, Amerikan ordusu gibi “dış tehdit algılaması yüksek” bir orduysanız, içeri dönüp darbe yapmayı bir an bile düşünemezsiniz. Çünkü bütün yapılanmanız, dış tehditi bertaraf etme üzerine şekillenmiştir.

...Veya, tehdit algılamanız, bir dönemin Brezilya veya Arjantin orduları gibi sadece “içe dönük” ise, darbeyi yapar, 40 yıl da o koltuktan gitmeyebilirsiniz...

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hem iç hem de dış tehdit algılamasının yüksek olması, bugüne kadar, iç politikaya fiili müdahaleleri ve darbeleri beraberinde getirmiş fakat ordu, her seferinde, işleri, memleketin sivil siyasetine devredip kışlasına çekilmiştir. Bunun nedeni, hiç bir ordunun, “dış tehdit önleme stratejilerinde” tek başına sorumluluk alma cesaretinin olmaması, bunun, meclis tarafından gerçekleştirilmesini talep etmesinde yatmaktadır.

Unutmayın...12 Eylül askeri darbesinin lideri Kenan Evren, o dönemde yaşanılmış ağır insanhakları ihlalleri ve ülkenin “militerleştirilmesi”nden çok, Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönmesine izin veren ünlü “Rogers Planı”  tek başına kabul etmesiyle tarih önünde sorumlu hale gelmiştir.

Evren’in, millet meclisinin yok edildiği, milletin sivil sesinin kesildiği bir ortamda verdiği bu kararla NATO’nun askeri kanadına dönen Yunanistan’ın Nairobi Büyükelçiliği’nde,  Öcalan’ı bulduk!..

- İç tehdit büyük sorun...

Anlıyoruz ki...Bazı beyinlerde hala “Soğuk Savaş yılları alışkanlıkları” kalmış durumda...Yani, demokratik süreçle işbaşına gelen sivil otoritenin ülke menfaatlerinin aleyhine çalışabileceği düşüncesi...Bu, Soğuk Savaş yıllarında, NATO ülkelerinde faaliyet gösteren komünist veya sosyalist partilerin günün birinde iktidar olmaları halinde doğabilecek ciddi sorunlara karşı “Batılı derin devletler”  geliştirilmiş ciddi bir stratejik uygulamadır. O dönemlerde, Fransa veya İtalya gibi güçlü komünist hareketlere sahip olan ülkelerde bu partilerin işbaşına gelmesini önlemek için gerçekleştirilmiş NATO harekatlarına bakmak yeterlidir. Bu zihniyet ile Portekiz ve İspanya Soğuk Savaş yıllarının büyük bir bölümünü diktatörlükler altında geçirmişler, Yunanistan ve Türkiye sık sık askeri cuntalar ile yaşamak zorunda  kalmışlardır.

Mantığı, halkın seçiminden çok devletin kurumlarının önemli olduğuna dayanan bir siyasi tercihtir. Soğuk Savaş’ın bitimiyle birlikte Avrupa’da geride kalan, gladio gibi örgütlenmeleri hızla temizlenen bir tercih...

Ne yazık ki, her geçen gün kamuoyuna yansıyan bilgiler, Türkiye’nin devlet kurumlarının henüz Soğuk Savaş’ı sonlandıramadığını işaret etmektedir.

Milletin demokratik süreçte oy tercihiyle işbaşına getirdiği sivil siyasi otorite, bir “iç tehdit algılaması” olamaz!.. O zaman, ordu, bağrından çıktığına inandığı milletinin tercihini bir tehdit olarak algıladığını göstermiş olur ki, bunu, kimse kabul edemez...

Artık, günümüz kurmaylarının özellikle “iç tehdit algılama” sistematiğini gözden geçirmeleri ve bunu mutlaka “sivil siyasi otorite” ile birlikte yapmaları gereken bir dönem yaşıyoruz.

 

 

AYRI KUTU OLARAK GÖRELİM LÜTFEN...

 

İsrail kampanyasına dikkat!..

 

Tehdit algılamalarından söz ederken, sınırların ötesinde gelişen bir riske dikkat çekmekte yarar var...Evet, İsrail’in aklı başında politikacıları Türkiye ile “dalaşmak” istemiyorlar ama İsrail “devletinin içindeki kurumlar”nın artan bir “algılamasını” görmezlikten gelemeyiz. Öteden beri, İsrail gizli servisi MOSSAD’ın gayrı resmi sözcüsü olarak değerlendirilen debka.com internet sitesinde Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın siyasi profili, Türkiye’yi radikal İslam’a taşıyan, İran ve Suriye’nin “radikal liderleriyle” içli-dışlı olan ve batıya sırtını dönen bir karakter olarak çiziliyor. İsrail ordusunun yetkili ağızlarının geçtiğimiz günlerde İsrail parlementosu dışilişkiler komitesinde yaptıkları açıklamaların da benzer doğrultuda olması dikkat çekicidir. Belli ki...Yakın gelecekte Amerika’dan da yankılanacak bir kampanyanın başlangıç günlerindeyiz...Önemlidir...Türkiye’nin içini karıştırabilecek, yeni “harekat planlarının zeminini” oluşturabilecek bir kampanyaya dönüşebilir...

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız »

Yayınlanma Tarihi: 04.02.2010
ARDAN ZENTURK

Siz de Yorum Yazın










Güvenlik Kodu




LÜTFEN DİKKAT!!!

Yukarıdaki Güvenlik kodunu girmemeniz halinde sistem yorumunuzu otomatik olarak reddedecektir.